
Derin mavi gecenin sessizliğinde, bulutların üzerinde, parlak bir hilalin içine kurulmuş minik bir atölye vardı. Burası, Ay Işığı Saatçisi Leo'nun eviydi. Leo, pijamalarının üzerindeki yıldız desenleriyle uyumak üzereyken, penceresinden süzülen gümüşi ay ışığının, rafındaki duran küçük cep saatini harekete geçirdiğini fark etti. Saatin tik takları, sessizliği yumuşak bir melodiye dönüştürdü. Leo, ay ışığının sadece aydınlatmadığını, aynı zamanda çalıştırdığını biliyordu. Atölyesi, duvarlarından sarkan ince ay ışığı telleriyle, onları toplayan özel aynalarla ve bu enerjiyle çalışan sayısız saatle doluydu. Her gece, Dünya'daki tüm çocukların rüyalarını zamanlamak için bu saatleri kurardı. Ancak o gece, en değerli saati, 'Altın Tik Tak' sessiz kalmıştı.

Leo, endişeyle Altın Tik Tak'ın yanına gitti. Saatin kadranı, normalde parlayan minik yıldızlar yerine, loş ve kararmış görünüyordu. İçini açtığında, en önemli parçası olan 'zaman parçacığı' yayının kaybolduğunu gördü. Bu parçacık, özel bir ay tutulması sırasında yakalanmış, ay ışığı ve gece rüzgarından oluşan büyülü bir enerjiydi. Onsuz, saati çalıştırmak imkansızdı. Leo, atölyesindeki diğer saatlere baktı; onlar da yavaşlamaya başlamıştı. Bu, Dünya'daki çocukların rüyalarının karışabileceği, belki de hiç bitmeyen veya hiç başlamayan rüyalara dönüşebileceği anlamına geliyordu. Hemen harekete geçmeliydi. Kayıp parçacığı bulmak için, ay ışığından yapılmış küçük bir mekanik kelebeği, Lumi'yi uyandırdı. Lumi, kanatlarındaki minik aynalarla ay ışığını yansıtarak Leo'ya rehberlik edebilirdi.

Leo ve Lumi, hilal şeklindeki atölyeden çıkıp, geniş, yıldızlı gökyüzüne doğru süzüldüler. Lumi, kanatlarını hızla çırparak, kayıp zaman parçacığının izini sürmeye başladı. İlk durakları, 'Yıldız Tozu Bulutları'ydı. Burada, parlak tozlar dans ediyor, ama zaman parçacığı yoktu. Sonra, 'Kayan Yıldızlar Nehri'ne geldiler. Parlayan yıldızlar, nehir gibi akıyor, ancak Leo'nun aradığı parıltıyı göremediler. Leo, biraz hayal kırıklığına uğramıştı. Belki de parçacık, Dünya'ya düşmüştü? Tam o sırada, Lumi hızla titreyerek, aşağıda, bir şehirdeki küçük bir evin çatısına işaret etti. Orada, bir çatı penceresinden sızan soluk bir ay ışığı hüzmesi, havada asılı duran minik, parlak bir parçacığı aydınlatıyordu. Bu, kayıp zaman parçacığıydı! Ancak, onu almak kolay olmayacaktı.

Leo ve Lumi, yavaşça Dünya'ya, o küçük evin çatısına indi. Parçacık, pencereden süzülen ay ışığının tam ortasında, bir örümcek ağına takılmış gibi dans ediyordu. Leo, onu dikkatlice toplamak için uzandı, ancak parçacık, en ufak dokunuşta dağılabilirdi. O sırada, pencerenin ardında, uyumakta zorlanan küçük bir kız çocuğu gördü. Adı Ela'ydı ve o gece rüya göremiyordu, çünkü Leo'nun saatleri yavaşlamıştı. Leo, bir fikir buldu. Cebinden, ince ay ışığı tellerinden yapılmış küçük bir ağ çıkardı. Lumi'yi, parçacığın yanına uçurup, onun dikkatini çekmesi için gönderdi. Lumi, parlak kanatlarıyla dans ederken, Leo da ağı yavaşça parçacığın altına kaydırdı ve onu güvenle yakaladı. Parçacık, ağın içinde yumuşak bir şekilde parıldıyordu.

Zaman parçacığını güvenceye aldıktan sonra, Leo ve Lumi hemen ay atölyesine döndüler. Leo, parçacığı dikkatlice Altın Tik Tak'ın içine yerleştirdi. Anında, saatin kadranındaki yıldızlar parlamaya, tik takları düzenli ve güçlü çalmaya başladı. Atölyedeki diğer tüm saatler de normale döndü, ay ışığı enerjisiyle dolup, Dünya'ya doğru yumuşak zaman dalgaları gönderdiler. Aşağıda, Ela'nın odasında, artık huzurlu bir uykuya daldığını ve güzel bir rüya gördüğünü hayal etti Leo. İşi bittiğinde, penceresinden Dünya'ya baktı. Şehirlerin ışıkları yanıp sönüyor, her birinin ritmi, onun ay ışığı saatleriyle uyum içindeydi. Leo, pijamalarıyla yatağına girdi, Lumi de yastığının yanına kondu. Bir kez daha, ay ışığının sihrinin, zamanı ve rüyaları bir arada tuttuğunu anladı. Gözlerini kapatırken, kendi rüyalarında, bir sonraki macerasını düşlüyordu.