
Güneşli bir bahar sabahıydı. Küçük Ela, penceresinden dışarı bakarken gökyüzünde muhteşem bir gökkuşağı gördü. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor... Tüm renkler bir arada dans ediyor gibiydi. Ama birden, gökkuşağı soluklaşmaya başladı. Renkler birer birer kayboluyordu! Ela hemen bahçeye koştu. Gökkuşağına yaklaştığında, onun aslında canlı olduğunu ve üzgün göründüğünü fark etti. 'Merhaba küçük insan,' dedi gökkuşağı yumuşak bir sesle. 'Benim adım İris. Renklerimi kaybettim ve onlarsız dünya çok soluk görünüyor.'

Ela, İris'e neden renklerini kaybettiğini sordu. İris anlatmaya başladı: 'Her bahar, dünyayı renklendirmek için renklerimi kullanırım. Ama bu yıl, insanlar o kadar üzgün ve mutsuz görünüyordu ki, onları neşelendirmek için tüm renklerimi dağıttım. Şimdi kendim için hiç renk kalmadı.' Ela'nın kalbi sızladı. İris'in cömertliği karşısında çok duygulandı. 'Belki ben sana yardım edebilirim!' dedi heyecanla. 'Ben resim yapmayı çok seviyorum. Renklerimi seninle paylaşabilirim.'

Ela, evine koşup resim kutusunu getirdi. İçinde her renk pastel boya, suluboya ve parlak kalemler vardı. İris gülümsedi: 'Renklerini ödünç verir misin? Sadece bir günlüğüne. Yeniden renklenince, hepsini sana geri vereceğim.' Ela hevesle kabul etti. İlk önce kırmızı rengini verdi. İris, Ela'nın kırmızı pastel boyasını alıp hafifçe üfledi. Pastel boya parladı ve gökkuşağının üzerinde kırmızı bir şerit belirdi!
Sıra turuncuya geldi. Ela, turuncu suluboyasını fırçayla İris'e uzattı. İris, fırçadaki rengi emdi ve turuncu şerit de yerine yerleşti. Sonra sarı, yeşil, mavi... Her renk için Ela farklı bir sanat malzemesi kullandı. Lacivert için parlak bir keçeli kalem, mor için ise özel bir simli boya. İris her seferinde biraz daha canlanıyor, renkleri parıldıyordu.
Tüm renkler geri geldiğinde, İris eskisinden daha güzel görünüyordu. 'Teşekkür ederim, küçük dostum,' dedi mutlulukla. 'Şimdi sıra senin renklerini geri vermekte.' Ama Ela düşünceli görünüyordu. 'Belki... belki renklerimi geri almak zorunda değilsin?' diye fısıldadı. 'Onları seninle paylaşmaktan çok mutluyum.' İris, Ela'nın cömertliğine hayran kaldı. 'Peki öyleyse,' dedi. 'Renklerimizi birlikte paylaşalım. Ben gökyüzünü renklendireyim, sen de yeryüzünü.'
İris, Ela'ya sihirli bir hediye verdi: Tükenmez bir boya paleti! 'Bu paletle,' dedi İris, 'istediğin zaman benim renklerimle resim yapabilirsin. Ama unutma, en güzel resimler sevgiyle yapılır.' Ela paleti sevinçle kabul etti. O günden sonra, Ela'nın yaptığı her resim özel oldu. Çiçeklere, ağaçlara, hayvanlara ve hatta bulutlara bile renk verdi. Köydeki herkes onun resimlerinden ilham aldı.
Bir gün, yağmurdan sonra İris tekrar göründü. Ela onu görünce bahçeye koştu. 'Merhaba İris! Paletinle o kadar güzel resimler yapıyorum ki! Bak, tüm köy rengarenk oldu!' İris etrafa baktı. Ela'nın boyadığı evler, çiçekler ve ağaçlar gerçekten de gökyüzündeki gökkuşağı gibi parlıyordu. 'Sen dünyayı benden daha güzel renklendirmişsin,' dedi İris gururla. 'Çünkü sen renkleri yüreğinle paylaşıyorsun.'
O günden sonra Ela ve İris en iyi dost oldular. Yağmur yağdığında İris gökyüzünde belirir, Ela da onun renkleriyle resim yapardı. Köydeki diğer çocuklar da Ela'dan ilham alarak resim yapmaya başladı. Böylece tüm dünya biraz daha renkli, biraz daha neşeli oldu. Ve kimse bir daha asla renklerini paylaşmaktan korkmadı, çünkü biliyorlardı ki paylaştıkça renkler çoğalır, dünya güzelleşir.