
Bir zamanlar, adı Deniz olan, kıvırcık saçlı, meraklı gözlü bir çocuk vardı. Deniz, çok büyük bir evde, anne ve babası işteyken, genellikle yalnız başına oynardı. Oyuncakları vardı elbette, kocaman bir oyuncak kutusu doluydu, ama bazen onlarla oynamak bile onu çok mutlu etmezdi. Bir gün, öğleden sonra, güneş pencereden süzülüp odasının duvarına uzun, koyu bir şekil düşürdü. Bu, Deniz'in kendi gölgesiydi. Diğer günlerde pek fark etmediği bu karanlık iz, o gün öyle bir şekle bürünmüştü ki, Deniz onu izlemekten kendini alamadı. Kolunu kaldırdı, gölge de kaldırdı. Başını salladı, gölge de salladı. 'Merhaba,' diye fısıldadı Deniz. Gölge, duvarda hafifçe dalgalanarak sanki bir selam veriyor gibiydi.

Ertesi gün, Deniz gölgesine isim vermeye karar verdi. 'Sana Gölgeş diyeceğim,' dedi. Artık yalnız değildi. Gün içinde ne yapsa, Gölgeş de onu takip ediyor, bazen komik şekillere giriyor, bazen de uzayıp kısalıyordu. Birlikte evin içinde maceralara atıldılar. Salondaki kanepe dağ, halı da mavi bir göl oldu. Deniz koştu, Gölgeş de onunla birlikte koştu. Deniz zıpladı, Gölgeş de havaya sıçradı. Ama bir sorun vardı: Gölgeş sadece güneş veya ışık olduğunda ortaya çıkıyordu. Akşamları, ışıklar söndüğünde, Gölgeş de kayboluyordu. Deniz buna biraz üzülüyordu. 'Keşke sen de benim gibi her zaman yanımda olabilseydin,' diye düşündü.

Bir bahar sabahı, Deniz bahçeye çıktı. Gölgeş, onun yanında, çimenlerin üzerinde uzun bir yol arkadaşı gibiydi. Deniz, bir kelebeği izlerken, Gölgeş'in de kelebeğin gölgesiyle dans ettiğini fark etti. Sonra kuşların, ağaçların, çiçeklerin de gölgeleri olduğunu gördü. Her şeyin bir gölgesi vardı! Bu, onun için büyük bir keşifti. Belki de Gölgeş yalnızca onun değil, ışığın bir armağanıydı ve dünyayı daha sihirli bir yer yapıyordu. O anda, küçük bir kız komşuları Elif, bahçe duvarının ardından seslendi: 'Deniz, seninle kim konuşuyorsun?' Deniz gülümsedi: 'Gölgeş'le! Gel, senin gölgeni de tanıştırayım!' Elif şaşırdı, ama merakla yaklaştı.

Elif, önce biraz çekindi, ama Deniz ona gölgelerle nasıl oynanacağını gösterdi. Birlikte, ellerini kullanarak duvarda tavşan, kuş ve köpek şekilleri yaptılar. Gölgeş ve Elif'in gölgesi, bazen birleşip kocaman bir canavar, bazen ayrılıp iki küçük balığa dönüşüyordu. Kahkahaları bahçeyi doldurdu. Deniz, Gölgeş sayesinde yalnız olmadığını, hem de gerçek bir arkadaş edinebileceğini anladı. Elif, 'Artık her gün gelip seninle oynayabilir miyim?' diye sordu. Deniz'in yüreği sevinçle doldu: 'Tabii ki! Hem senin gölgen de seninle gelsin!'

Zaman geçti, Deniz ve Elif en iyi arkadaş oldular. Gölgeş ise onların özel bir sırrı ve sihirli oyun arkadaşı olarak kaldı. Deniz, artık yalnız hissetmiyordu. Işık olduğu sürece, Gölgeş hep oradaydı, ona eşlik ediyordu. Ama daha da önemlisi, gölgesi sayesinde gerçek bir arkadaşlık kurmayı öğrenmişti. Akşamları, yatağına uzandığında, pencereden gelen ay ışığının odasında oluşturduğu yumuşak gölgeye bakarak gülümserdi. 'İyi geceler, Gölgeş,' diye fısıldardı. Ve gölge, duvarda hafifçe kıpırdanarak ona tatlı rüyalar dilerdi. Deniz, herkesin bir gölgesi olduğunu ve bazen en beklenmedik yerlerde, hatta kendi yanı başımızda, harika arkadaşlıkların filizlenebileceğini öğrenmişti.