
Bir zamanlar, Rengarenk Sirki adında öyle bir sirk vardı ki, bu sirkin en özel sanatçısı Pembecik adında bir palyaçoydu. Pembecik'in bir büyüsü vardı: O sadece çocuklar güldüğü zaman görünür oluyordu! Sabah uyandığında, eğer etrafta kahkaha sesi yoksa, Pembecik tamamen görünmez bir hale geliyordu. Bu yüzden her sabah ilk işi, sirkin diğer çalışanlarını güldürmek için komik şakalar yapmak olurdu. Komik yüz ifadeleriyle aşçıyı güldürdüğü anda, elleri görünür hale gelirdi. Cambazın gülmesiyle ayakları belirginleşirdi. Tamamen görünür olabilmek için ise en az üç çocuğun kalpten gülmesi gerekiyordu.

Bir gün, çok tuhaf bir şey oldu. Sirke gelen bütün çocuklar o gün nedense hiç gülmüyordu! Küçük Ayşe, en sevdiği oyuncağını kaybetmişti. Minik Can, dizini düşmüş yaralanmıştı. Mert ise okulda yaşadığı küçük bir üzüntüyü hala içinde taşıyordu. Pembecik bütün komik numaralarını denedi: Rengarenk balonlardan hayvan figürleri yaptı, taklalar attı, en komik şarkısını söyledi ama hiçbiri işe yaramadı. Çocukların yüzlerindeki üzüntü bulutları dağılmıyordu. Zaman geçtikçe Pembecik'in görünürlüğü azalmaya başladı. Önce çizgili şapkası, sonra kocaman kırmızı burnu, en sonunda da gülümseyen yüzü görünmez oldu.

Tam o sırada, Pembecik'in en iyi arkadaşı Zıpzıp adındaki sincap ortaya çıktı. Zıpzıp, Pembecik'i göremiyordu ama onun sesini duyabiliyordu. 'Üzülme Pembecik!' dedi Zıpzıp. 'Belki de sorun senin komik olmana değil, çocukların içindeki üzüntüyü anlamana bağlıdır.' Bu sözler Pembecik'e ilham verdi. Görünmez olduğu için aslında bir avantajı vardı: Kimse onu görmeden çocukların yanına gidebilirdi. Önce Ayşe'nin yanına gitti ve fısıldadı: 'Kayıp oyuncağın belki de sen onu aramayı bıraktığında ortaya çıkacaktır.' Sonra Can'ın dizine görünmez bir öpücük kondurdu: 'Yaralar zamanla iyileşir, ama senin cesaretin hep kalacak.' En son Mert'e şöyle dedi: 'Bazen üzüntüler paylaşıldığında hafifler.'

Çocuklar bu gizemli, görünmez sesleri duyunca önce şaşırdılar. Sonra birbirlerine baktılar ve içlerindeki üzüntüleri paylaşmaya başladılar. Ayşe, Can'ın yarasına yardım etti. Can, Mert'e okulda nasıl arkadaş edinebileceğini anlattı. Mert ise Ayşe'ye kayıp oyuncağını bulması için yardım teklif etti. Bu yardımlaşma ve paylaşım arasında, küçük bir gülümseme belirdi önce Ayşe'nin dudaklarında. Sonra Can, Mert'in komik bir önerisine gülümsedi. Derken üçü birden, birbirlerine destek oldukları için mutlulukla gülmeye başladılar. Ve o anda mucize gerçekleşti!

Çocukların kahkahaları sirki doldurdukça, Pembecik yavaş yavaş görünür olmaya başladı. Önce kocaman, mutlu gözleri belirdi. Sonra gülümseyen kırmızı dudakları. En sonunda da rengarenk, çizgili kıyafetiyle tamamen ortaya çıktı! Çocuklar onu görünce daha da çok güldüler. Pembecik artık sadece komiklik yaparak değil, insanların kalplerine dokunarak onları mutlu edebileceğini anlamıştı. O günden sonra, Pembecik'in büyüsü biraz değişti: Artık sadece kahkaha değil, içten bir gülümseme bile onu görünür kılabiliyordu. Sirkin adı bile değişti: 'Gülümseme Sirki' oldu. Ve Pembecik, dünyadaki tüm görünmez gülümsemeleri görünür kılmak için sihirli yolculuğuna devam etti.