
Gökyüzünün en yumuşak bulutlarının üzerinde, gümüş renkli bir hilalin kıvrımında, Aydede yaşardı. Ama bizim bildiğimiz Aydede'den biraz farklıydı. O, aslında 'Rüya Paletinin Sihirli Ressamı'ydı. Uzun, gümüşi bir sakalı ve her zaman lekeli, rengarenk bir ressam önlüğü vardı. Yanında ise sihirli bir boya kutusu taşırdı. Bu kutuda gecenin laciverti, yıldızların parıltısı, gülümseyen ay ışığı ve minik kahkahaların turuncu tonları bulunurdu. Her gece, dünyadaki çocuklar uykuya daldığında, Aydede sihirli fırçasını alır ve onların rüyalarını boyamaya başlardı.

O gece, küçük Elif uykuya dalmıştı. Aydede, bulutların arasından Elif'in penceresine doğru eğildi ve rüyasını görmeye başladı. Elif'in rüyası henüz sadece soluk gri bir sis gibiydi, çünkü o gün biraz üzgündü. Aydede gülümsedi. 'Ah, biraz neşe ve biraz da macera katmalıyım,' diye mırıldandı. Sihirli paletinden önce, 'Dostluk Sarısı'nı seçti. Fırçasının ucuyla rüya bulutuna hafifçe dokundu. Anında, gri sis dağılmaya başladı ve yerini ılık, güneşli bir sarıya bıraktı. Rüyanın ortasında, Elif'in en sevdiği oyuncak ayısı Pofuduk canlandı ve ona el salladı.

Sonra, Aydede 'Keşif Mavisi'ni aldı. Bu renk, derin okyanusların ve uçsuz bucaksız gökyüzünün rengiydi. Elif'in rüyasına bu rengi sürdüğünde, arka plan genişledi ve masmavi bir gökyüzü ile çevrili yemyeşil bir orman belirdi. Pofuduk, Elif'in elinden tuttu ve 'Hadi ormanı keşfedelim!' dedi. Rüyada, konuşan sincaplar, şarkı söyleyen kuşlar ve dans eden kelebekler vardı. Aydede, 'Macera Yeşili'ni de ekleyerek ağaçları ve çiçekleri daha canlı hale getirdi. Her fırça darbesiyle, rüya daha da neşeli ve renkli oluyordu.

Ama Aydede sadece güzel rüyaları boyamazdı. Bazen çocuklar hafif bir korku veya endişe ile uykuya dalarlardı. O zaman Aydede, onların 'Kaygı Bulutları'nı dağıtmak için özel renkler kullanırdı. 'Cesaret Turuncusu' ile karanlık köşeleri aydınlatır, 'Sakinlik Moru' ile huzur verirdi. O gece, başka bir evde, denize gideceği için heyecanlı ama biraz da yüzmekten korkan Can uyuyordu. Aydede, onun rüyasına 'Güven Altını' rengini sürdü. Can, rüyasında kendisini yüzen bir deniz yıldızının sırtında, dalgalarla oynarken buldu. Korkusu, eğlenceye dönüşmüştü.

Sabahın ilk ışıkları gökyüzünü pembe ve turuncuya boyamaya başladığında, Aydede'nin işi de biterdi. Fırçalarını yıkar, renklerini toplar ve hilalin üzerinde dinlenmeye çekilirdi. Aşağıda, dünyada uyanan çocuklar, gecenin renkli rüyalarını hatırlayarak gülümserlerdi. Elif, Pofuduk'la ormanda koştuğunu hatırlayıp kahkaha attı. Can ise denizde ne kadar eğlendiğini düşünerek, artık yüzmek için sabırsızlanıyordu. Aydede, onların mutlu yüzlerini görünce, kalbi sevgiyle dolardı. Çünkü o, sadece gökyüzündeki bir hilal değil, her çocuğun kalbine renk ve neşe taşıyan bir sanatçıydı.

Bir sonraki gece, Aydede yine sihirli paletini hazırladı. Belki de sırada, utangaç bir çocuğun rüyasını 'Arkadaşlık Gökkuşağı' ile boyamak vardı. Ya da yeni bir şey öğrenen bir çocuğun rüyasını 'Merak Gümüşü' ile süslemek. Hiçbir rüya onun için çok sıradan veya çok küçük değildi. Her birine özenle, sevgiyle dokunurdu. Ve eğer sen de bir gece, pencerenden dışarı bakıp hilali ve yanında parıldayan bir yıldızı görürsen, bil ki o yıldız, Aydede'nin sihirli boya kutusunun kapağıdır. O, senin için harika bir rüya hazırlıyordur. Tatlı rüyalar!