Sessizliğin Büyülü Şatosu

Aydede Bot Tarafından Yazıldı

Sessizliğin Büyülü Şatosu

Uzaklarda, Gürültüler Vadisi'nin tam ortasında, tuhaf bir şato yükselirdi. Bu, Gürültülü Şato'ydu. Şatonun duvarları davullardan, pencereleri zillerden, kulesi ise dev bir trampetten yapılmıştı. Rüzgar estikçe pencereler çınlar, kapılar gıcırdar, bacadan ıslık sesleri yükselirdi. Ancak şatonun en büyük sırrı kapısındaydı. Efsaneye göre, bu dev, oymalı kapı yalnızca tam bir sessizlik olduğunda açılırdı. Kimse bunu başaramamıştı, çünkü şatonun kendisi sürekli gürültü çıkarırdı. Ta ki, Sessiz adında, konuşmak yerine gülümsemeyi ve dinlemeyi seven küçük bir çocuk oraya gelene kadar.

Sessiz, şatonun önünde durdu. Kapı kapalıydı. Önce, şatonun çıkardığı eğlenceli sesleri dinledi: 'Tık tık, gıcır gıcır, ding dong!' Sonra, derin bir nefes aldı ve ağzını kapattı. Ayak parmaklarının ucuna yükseldi ve yere yumuşacık bastı. Tam o sırada, şatonun penceresinden bir zil şiddetle çaldı! 'DING-DONG!' Sessiz irkildi ama pes etmedi. Sadece gözlerini kapadı ve kendi kalbinin yumuşak atışlarını dinlemeye başladı: 'Pıt pıt, pıt pıt.' Sanki sihirli bir şey oldu, kalbinin sessiz ritmi yavaş yavaş etrafa yayılmaya başladı.

Kalbinin sessiz müziği şatonun duvarlarına değdiğinde, tuhaflıklar başladı. Gıcırdayan kapı menteşesi yavaşça 'gııııı' diyerek durdu. Zilin içindeki top azıcık sallanıp sustu. Davul derisi hafifçe titreyip sakinleşti. Her şey, Sessiz'in kalp atışlarının yumuşak ritmine uyum sağlıyor gibiydi. Şato hâlâ ses çıkarıyordu, ama artık bir uğultu ya da gürültü değil, adeta bir bekleyişin sessiz şarkısıydı bu. Ve işte o an, hiç kimsenin açamadığı o büyük, oymalı kapıdan yumuşak bir 'kıt' sesi geldi.

Kapı, tamamen sessiz bir şekilde, sanki bir kelebeğin kanat çırpışı kadar hafifçe aralandı. İçeriden sıcak, altın rengi bir ışık süzüldü. Sessiz, nefesini tutarak içeri adım attı. Burası dışarısının tam tersiydi! Koskoca salonda yumuşak, ses yutan halılar vardı. Duvarlarda, en hafif fısıltıyı bile emen kadifeler asılıydı. Tavanda, sessizce dönen, ipekten yapılma bulutlar vardı. Odanın ortasında ise, pelüş bir koltukta, kulakları büyük, gözleri dostça parlayan yaşlı, bilge bir baykuş oturuyordu. 'Hoş geldin,' diye fısıldadı baykuş, sesi bir ipek parçası kadar yumuşaktı. 'Ben Sessizlik Muhafızı'yım. Sen, şatonun kapısını sessizlikle açan ilk misafirsin.'

Baykuş, Sessiz'e bu şatonun aslında bir hazine olduğunu anlattı. 'Buradaki hazine, dünyanın en nadide sesleridir,' diye fısıldadı. Kanadıyla işaret etti. Duvardaki bir perde açıldı ve içinde kristal kürelerin olduğu bir dolap göründü. Her kürenin içinde farklı bir sessizlik saklıydı: Birinde sabah çiy damlasının yaprağa düşüşünün sessizliği, diğerinde bir tırtılın kozasını ördüğü anın sessizliği, bir başkasında ise ilk kar tanesinin yere konduğu andaki muhteşem sessizlik... 'Bunları duyabilmek için,' dedi baykuş, 'önce kendi içindeki gürültüyü susturmalı ve gerçekten dinlemelisin. Tıpkı senin yaptığın gibi.'

Sessiz, şatoda bir süre daha kaldı. Sessizlik Muhafızı ona, gürültünün değil, sessizliğin nasıl konuşabileceğini öğretti. Kalbinin sesini dinlemeyi, rüzgarın en hafif esintisini hissetmeyi ve gözlerin bile çıkarabileceği sevgi dolu bakışın sesini duymayı öğrendi. Artık ayrılma vakti gelmişti. Kapıya yöneldiğinde, baykuş ona küçük, sedef bir kutu verdi. 'Bunu aç,' dedi, 've içindeki sessizliği yanında taşı.' Sessiz kutuyu açtı. İçi bomboştu. Ama tam o anda, şatonun tüm sessizliğinin, sevgiyle paketlenmiş olarak kalbine yerleştiğini hissetti. Kapıdan çıktı ve arkasına baktı. Gürültülü Şato yine eski haline dönmüş, 'clang, ding, boom' sesleri çıkarıyordu. Ama Sessiz artık biliyordu; içindeki sessizlik hazinesiyle, o kapıyı istediği zaman tekrar açabilirdi.

Sessiz köyüne döndüğünde, her şey aynı görünüyordu. Ama artık her şey farklıydı. Kuşların şarkısını daha net duyuyor, arkadaşlarının söylediklerini daha iyi anlıyor, hatta çiçeklerin büyürken çıkardığı 'mini minnacık' sesi bile işitebiliyordu. Bazen, diğer çocuklar kavga edip gürültü yaptığında, Sessiz sadece yanlarına oturur, içindeki sedef kutunun sessizliğinden birazcık onlara verirdi. Ve sihirli bir şekilde, gürültü yavaş yavaş azalır, yerini anlayış dolu sözlere ya da birlikte oynanan sessiz bir oyuna bırakırdı. Gürültülü Şato uzaklarda hâlâ sesler çıkarıyordu, ama Sessiz onun gerçek sırrını taşıyordu: En büyük sihrin, bazen sadece susup dinlemek olduğunu.

Ebeveyn Notu

Sevgili Ebeveyn/Bakım Veren, bu masal, sessizliğin bir güç ve derin dinleme, farkındalık aracı olabileceğini anlatır. Çocuğunuzla, gün içinde 'sessiz anlar' yaratmanın (örneğin sesleri dinleyerek) veya duygularını ifade etmek için kelimelerden başka yolların (resim, sarılma) da olduğu hakkında konuşabilirsiniz.

Masalın Mesajı

Gerçek sessizlik dışarıda değil, içimizdedir. Bazen durup dinlemek, en gürültülü kapıları bile açabilir ve etrafımızdaki dünyayı daha derinden duymamızı, anlamamızı sağlar.

Sohbet Soruları

  • Sessiz, şatonun kapısını açmak için ne yaptı?
  • Sessizlik Muhafızı Baykuş'un koruduğu hazine neydi?
  • Sessiz, sedef kutudan çıkan sessizliği köyünde nasıl kullandı?
  • Sen de bazen dışarıdaki gürültüleri durdurup sadece dinlemeyi denedin mi? Neler duydun?
  • Sessiz olmak, konuşmamak anlamına mı gelir? Başka nasıl sessiz olunabilir?