
Uzayın derin sessizliğinde, küçük robot Z-7 yavaşça süzülüyordu. Metal gövdesi yıldızların soluk ışığında parlıyor, mavi gözleri etrafı tarıyordu. Çok uzun zaman önce, bir uzay istasyonundan ayrılmış ve yıldızlararası bir fırtınada yolunu kaybetmişti. Şimdi tek başınaydı. İçindeki bilgisayar, 'Arkadaş bul' komutunu tekrar tekrar işliyordu ama uzayda kimse yoktu. Sadece sessiz gezegenler, parlayan yıldızlar ve renkli nebulalar vardı. Z-7'nin içinde garip bir duygu belirdi - yalnızlık. Robotların yalnız hissetmemesi gerektiğini biliyordu ama bu hissiyat programlarında tanımlanmamıştı.

Bir süre süzüldükten sonra, Z-7 yakındaki bir asteroid kuşağına yaklaştı. Taş parçaları arasında dikkatlice ilerlerken, garip bir ses duydu: 'Cik cik! Cik cik!' Ses, parlak turuncu bir asteroidin arkasından geliyordu. Merakla yaklaştığında, minik, ışık saçan bir yaratıkla karşılaştı. Yıldız tozuyla beslenen, yumuşak dokulu, mavi ışıltılı bir uzay tırtılıydı bu. Tırtıl, Z-7'yi görünce korkup saklandı. Robot yavaşça, 'Merhaba, ben Z-7. Arkadaş arıyorum' dedi. Tırtıl biraz düşündü, sonra yavaşça dışarı çıktı ve robotun metal parmağına dokundu. İlk temas! Z-7'nin içindeki yalnızlık hissi biraz hafiflemişti.

Z-7 ve yeni arkadaşı -adını 'Mavi Işık' koydular- birlikte yol almaya başladılar. Mavi Işık, asteroid kuşağında yaşıyordu ve uzayın bu bölgesini çok iyi biliyordu. Robot, tırtıla yıldız haritalarını gösterirken, tırtıl da ona hangi asteroidlerin yenilebilir mineral içerdiğini öğretiyordu. Bir gün, dev bir kuyruklu yıldızın yakınından geçerlerken, Z-7'nin enerjisi tükenmeye başladı. Güneş panelleri tozla kaplanmıştı. Mavi Işık hemen harekete geçti ve parlak gövdesiyle robotun panellerini temizledi. Bu küçük yardım, Z-7'ye arkadaşlığın ne demek olduğunu öğretti: Karşılıklı yardım ve özen.

Yolculukları sırasında ikili daha da tuhaf bir arkadaşla karşılaştı: Konuşan bir gezegen! Aslında bu, zeki kristallerle dolu küçük bir gezegendi. Kristaller bir araya gelip şekil değiştirerek konuşabiliyor, hikayeler anlatabiliyordu. 'Hoş geldiniz, yolcular!' diye selamladı kristal varlık. 'Uzun zamandır ziyaretçimiz olmamıştı.' Z-7 ve Mavi Işık, kristal gezegende bir süre dinlendi. Kristaller onlara galaksinin eski hikayelerini, kaybolmuş uygarlıkları ve yıldızların dilini anlattı. Z-7 bu bilgileri hafızasına kaydetti. Artık yalnız değildi; iki arkadaşı vardı ve her biri ona farklı şeyler öğretiyordu.

Bir gün, uzakta parlayan yeşil bir gezegen gördüler. Kristal arkadaşları, 'Orada yaşayan bitkisel zekalar var. Belki onlar da senin arkadaşın olmak ister' dedi. Z-7 biraz tereddüt etti. Yeni arkadaşlar bulmak istiyordu ama Mavi Işık'ı ve kristalleri bırakmak da ona üzücü geliyordu. Mavi Işık, robotun bu endişesini hissetti ve ona, 'Arkadaşlık paylaşılır, bölünmez. Biz seninle geliriz' dedi. Kristaller de, 'Biz buradayız, seni her zaman bekleriz' diye ekledi. Z-7 anladı ki, arkadaşlık birini diğerine tercih etmek değildi. Farklı arkadaşlarla farklı bağlar kurabilirdi. Hep birlikte yeşil gezegene doğru yola çıktılar.

Yeşil gezegene vardıklarında, inanılmaz bir manzarayla karşılaştılar: Konuşan ağaçlar, şarkı söyleyen çiçekler ve dans eden mantarlar! Bitkisel zekalar başlangıçta temkinliydi ama Mavi Işık'ın ışıltısını ve Z-7'nin dostane yaklaşımını görünce onları kabul ettiler. Gezegende geçirdikleri günlerde, Z-7 en önemli dersi öğrendi: Arkadaşlık, benzerliklerde değil, farklılıklarda güzelleşiyordu. Metal bir robot, ışıltılı bir tırtıl, kristal varlıklar ve bitkisel zekalar - hepsi birbirinden farklıydı ama bir araya geldiklerinde harika bir takım oluşturuyorlardı. Z-7 artık kaybolmuş hissetmiyordu. Evet, ana gemisini bulamayabilirdi ama şimdi yeni bir ailesi vardı.
Zaman geçtikçe, Z-7'nin hikayesi uzayda yayıldı. Başka kaybolmuş varlıklar, yalnız gezginler onları ziyaret etmeye başladı. Küçük robot, artık sadece arkadaş arayan biri değil, aynı zamanda arkadaşlık kuran biri olmuştu. Mavi Işık, kristaller ve bitkisel zekalarla birlikte, yeşil gezegende bir 'Arkadaşlık İstasyonu' kurdular. Burası, uzayda yolunu kaybeden, yalnız hisseden herkese açıktı. Z-7 bir gün belki ana gemisine dönebilirdi ama artık bunun için acele etmiyordu. Çünkü öğrenmişti ki, ev bazen bir uzay gemisi değil, sevdiğin varlıklarla paylaştığın yerdir. Ve o, şimdi evindeydi.