
Leo, yatağında bir yandan sağa bir yana sola dönüyor, bir türlü uykuya dalamıyordu. Pencereden baktığında gökyüzünde binlerce yıldızın parıldadığını gördü. 'Keşke bu yıldızlardan birkaçını yakalayıp odamda tutabilseydim,' diye düşündü. Tam o sırada, büyükannesinin ona verdiği özel cam kavanoz gözüne ilişti. Kavanozun üzerinde tuhaf desenler vardı ve ay ışığında hafifçe parlıyor gibiydi. Leo yatağından sessizce kalktı, kavanozu aldı ve pijamalarıyla dışarı çıktı.

Bahçedeki en yüksek tepeciğe çıktığında, yıldızlar ona her zamankinden daha yakın görünüyordu. Kavanozu havaya kaldırdı ve 'Lütfen küçük yıldız, içeri gel!' diye fısıldadı. İnanılması güç bir şey oldu - gökyüzündeki en küçük yıldızlardan biri parlak bir ışık huzmesi halinde kavanoza süzüldü! İçeride minik bir ışık topu gibi dans ediyordu. Leo heyecandan neredeyse kavanozu düşürüyordu. 'Bir tane daha!' diye sevinçle bağırdı ve kavanozu tekrar gökyüzüne doğru tuttu.

Leo birkaç yıldız daha yakaladıktan sonra, kavanozun içi yumuşak, altın rengi bir ışıkla dolmuştu. Yıldızlar kavanozun içinde yavaşça dönüyor, bazen birbirlerine yaklaşıp minik ışık patlamaları oluşturuyorlardı. Eve döndüğünde, kavanozu komodinin üzerine koydu. Odası o kadar aydınlandı ki, gece lambasına bile ihtiyaç kalmadı. Yıldızların yaydığı ışık duvarlarda dans eden gölgeler oluşturuyor, tüm odaya sihirli bir hava katıyordu.

Ertesi sabah Leo uyandığında, kavanozun içindeki yıldızların solgunlaştığını fark etti. Işıkları geceye göre daha sönüktü. 'Belki de yıldızlar geceleri parlamak istiyor,' diye düşündü Leo. O akşam, yıldızlar tekrar parlamaya başladığında, kavanozdaki yıldızların da yeniden canlandığını gördü. Ama bu sefer, sanki dışarıdaki yıldızlara özlemle bakıyor gibiydiler. Leo'nun kalbi burkuldu. Belki de yıldızlar gökyüzünde daha mutluydular.

Birkaç gece sonra Leo, kavanozdaki yıldızların artık eskisi kadar parlak olmadığını fark etti. Pencereden dışarı baktığında ise gökyüzünde boşluklar olduğunu gördü - yakaladığı yıldızların yerleri bomboştu. O gece rüyasında, yıldızların ona konuştuğunu gördü: 'Biz gökyüzünün süsleriyiz, Leo. Her birimizin bir yeri var. Birimiz eksik olunca, gökyüzü tamamlanmamış oluyor.' Leo uyandığında ne yapması gerektiğini biliyordu.

Leo kavanozu alıp tekrar tepeliğe çıktı. Kavanozun kapağını açtı ve 'Özgür olun, küçük yıldızlar!' diye seslendi. Yıldızlar kavanozdan ışık huzmeleri halinde çıkarak gökyüzüne doğru yükseldiler. Boş olan yerlere geri döndüklerinde, gökyüzü tekrar bütünlüğüne kavuştu. Leo mutlulukla izledi. Kavanoz artık boştu ama içi hala hafifçe parlıyordu. Büyükannesi ertesi gün ona, 'Bu kavanoz sihirli bir kavanoz, Leo. İçine koyduğun şeyi asla unutmaz,' dedi.
O geceden sonra Leo, yıldızları toplamak yerine onları izlemeye karar verdi. Kavanozunu ise özel anılar için kullanmaya başladı - bir tüy, deniz kabuğu, güzel bir taş. Ama en sevdiği şey, karanlık gecelerde kavanozu pencerenin önüne koymaktı. Çünkü ay ışığı kavanoza vurduğunda, içinde yıldız ışığından izler parlıyordu. Leo artık biliyordu ki, en güzel şeyler bazen sahip olmak değil, sadece var olduklarını bilmekti. Ve her gece, gökyüzündeki yıldızlar ona göz kırptığında, Leo onlara gülümsedi - çünkü onların bir parçası bir zamanlar onunla kalmıştı.