
Uzun zaman önce, gökyüzünün en yüksek bulutlarının üzerinde, yalnızca rüyaların en berrak olduğu gecelerde görünen sihirli bir tren istasyonu vardı. Bu istasyona 'Yıldız Durağı' denirdi. İstasyonda, üniformasında minik parlayan yıldızlar işli olan, güler yüzlü, yaşlı bir kondüktör görev yapardı. Adı Bay Işıltı'ydı. Onun özel bir işi vardı: yıldızlara bilet kesmek. Elindeki altın renkli bilet makasıyla, bir yıldızın parıltısını yakalayıp, onu bir çocuğun rüyasına gönderilen altın bir bilete dönüştürürdü. Her bilet, bir yıldızın adını ve o gece anlatacağı özel bir hikâyenin adını taşırdı.

Bir gece, küçük Ela penceresinden gökyüzünü izlerken, parlak bir yıldızın göz kırptığını fark etti. Tam o sırada, incecik bir gümüş ray, bulutlardan onun pencere pervazına kadar uzandı. Üzerinde, dumanı misk gibi kokan, buharlı Yıldız Treni belirdi. Kapı açıldı ve Bay Işıltı, elinde parlayan bir biletle içeri davet etti. 'Yıldızlar bu gece senin hikâyeni anlatmak istiyor, küçük gezgin. Biletin hazır!' dedi. Ela, heyecanla trene bindi. İçerisi yumuşak kadifeden koltuklar, tavanında yavaşça dönen küçük gezegenlerle doluydu. Diğer vagonlarda, pijamalarıyla başka çocuklar da vardı; hepsi yıldızların davetiyle gelmişti.

Tren hareket etti, raylar üzerinde sessizce süzülerek bulut denizlerini aştı. Bay Işıltı, koridorda ilerlerken bilet makasını 'çıt çıt' sesiyle kullanıyor, her sesle bir yıldız daha parlak parlıyordu. 'Bakın,' dedi Ela'ya, 'Şuradaki Büyükayı takım yıldızı. Onun biletini kestim. Bu bilet, cesaret ve yol bulma hikâyesini taşıyor. Şu parlak yıldız da Kutup Yıldızı; o da her zaman doğru yönü gösteren sadık bir dostun hikâyesini anlatıyor.' Ela, pencereden dışarı baktı. Yıldızlar artık sadece ışık noktaları değil, adeta trene el sallayan, renkli ışıklar saçan canlı varlıklardı. Bazıları mavi, bazıları altın sarısı, bazıları da pembemsi bir ışıkla parlıyordu.
Tren, gökyüzünün derinliklerinde ilerlerken, Bay Işıltı her çocuğa özel bir yıldız biletini verdi. Ela'nın biletinde 'Nazlı Yıldız' yazıyordu. 'Bu yıldız,' diye açıkladı kondüktör, 'paylaşmanın ve nezaketin güzelliğini bilir. Işığını, etrafındaki küçük yıldızlara vererek onların da parlamasına yardım eder. Hikâyesi de bununla ilgili.' Tam o sırada, tren Samanyolu'nun tozlu, ışıltılı patikasına girdi. Binlerce yıldız, adeta bir nehir gibi akıyordu. Çocuklar, pencerelere yapışmış, bu muhteşem manzarayı izliyordu. Bay Işıltı, 'Burası yıldızların ana caddesi. Tüm hikâyeler burada birleşir,' dedi gururla.
Yolculuk devam ederken, Ela bir soru sordu: 'Bay Işıltı, yıldızların biletleri biterse ne olur?' Kondüktör gülümsedi: 'Sevgili çocuğum, yıldızların hikâyeleri asla bitmez. Her gece, yeni hayaller, yeni meraklar doğar. Benim işim, bu hikâyeleri toplayıp, onları rüyalara yerleştirecek biletlere dönüştürmek. Siz uyandığınızda, biletler yeniden yıldızlara döner ve ertesi gece yeni maceralar için hazırlanır. Bu, sonsuz bir döngüdür.' Bu sözler Ela'nın içini ısıttı. Artık gökyüzüne her baktığında, her bir yıldızın anlatacak bir hikâyesi olduğunu bilecekti.
Nihayet, sabahın ilk ışıkları ufukta belirmeye başladı. Yıldız Treni, yavaşça alçalarak tekrar Ela'nın penceresine yanaştı. Bay Işıltı, 'Şimdi dönüş vakti, küçük gezginler. Rüyalarınızda yıldız hikâyelerinizi hatırlayın,' dedi. Çocuklar, kendi yataklarına geri döndüler. Ela, yastığının altında küçük, ılık bir ışık hissetti. Baktığında, Nazlı Yıldız'ın biletinin, minik bir yıldız şeklinde bir kolye ucu olduğunu gördü. Pencereden baktı, Bay Işıltı trenden el sallıyordu ve tren, gümüş raylar üzerinde bulutların arasında kayboluyordu. O günden sonra, Ela her gece yıldızlara gülümsedi, onlar da ona göz kırptı. Çünkü artık bir sırrı biliyordu: Gökyüzü, biletleri hazır bekleyen, sihirli bir hikâye treniydi.