
Ömer, sabahları uyanmakta dünyanın en büyük zorluğunu yaşayan bir çocuktu. Her gece, 'Sadece beş dakika daha' diyerek kitap okur, oyun oynar veya hayal kurardı. Sonra bir bakardı ki, gece yarısı olmuş. Sabah ise alarm çaldığında, yatağı ona sihirli bir mıknatıs gibi yapışır, göz kapakları kurşun gibi ağırlaşırdı. Bu yüzden neredeyse her gün okula geç kalırdı. Öğretmeni uyarır, annesi endişelenir, arkadaşları 'Geç kalan Ömer' diye şakalar yapardı. Bir gün, yine koşa koşa okula giderken, parkta tuhaf bir dükkân gördü. Dükkanın tabelasında 'Kayıp Zamanlar Atölyesi' yazıyordu. İçerisi eski saatler, kum saatleri ve garip mekanizmalarla doluydu.

Merakla içeri girdi. İçeride, gözlüklü, beyaz saçlı, üzerinde cep saatleri dikili bir önlük olan yaşlı bir adam, dev bir saatin içindeki dişlileri ayarlıyordu. Adam, başını kaldırıp Ömer'e baktı ve 'Ah, geldin demek! Kayıp sabahlarının toplamı tam 37 saat 18 dakika ediyor. Oldukça büyük bir borç.' dedi. Ömer şaşkındı. Adam kendini Zaman Bekçisi Usta Kurgu olarak tanıttı ve açıkladı: 'Geç yattığında, sabah uyanman gereken zaman dilimini çalıyorsun. O kayıp zamanlar burada birikiyor. Eğer bu borcunu kapatmazsan, bir gün tüm sabahının siyah-beyaz ve sessiz geçmesine, hatta belki de hiç yaşayamamasına sebep olabilirsin.' Ömer korkmuştu. Usta Kurgu, ona bir şans vereceğini söyledi ve eline küçük, altın bir kum saati verdi. 'Bu, Zaman Tohumu. Doğru kullanırsan, kaybettiklerini geri kazanmana yardım edebilir.'

Ertesi gece, Ömer yine kitabının en heyecanlı yerindeydi. Yatağa gitme vakti geldiğinde, masasındaki Zaman Tohumu hafifçe parladı. Ömer, 'Sadece bir bölüm daha' demek üzereyken, kum saatinin içindeki incecik kumın çok hızlı aktığını gördü. Sanki zaman hızlanmıştı! Denemek için, 'Tamam, şimdi yatıyorum' dedi. Işığı söndürüp yattığında, kum yavaşça ve dingin bir şekilde akmaya başladı. Ömer anladı: Zaman Tohumu, zamanı doğru kullanıp kullanmadığını gösteriyordu. Ertesi sabah, alarm çaldığında uyanmak yine zor geldi. Tam yorganı başına çekecekken, kum saati aniden ısındı. Kalkıp baktığında, saatin içinde minik, ışıklı bir görüntü belirdi: Kendisi, koşarak okula gidiyor ve kantindeki taze poğaçaları kaçırıyordu! Zaman Tohumu ona, geç kalırsa neleri kaçıracağını gösteriyordu.

Bu minik görüntüler her sabah farklı şeyler gösterdi: En sevdiği arkadaşıyla teneffüste kuracakları gizli kulübeyi, resim dersinde yapacağı gökkuşağını, beden dersinde atacağı ilk basketi... Ömer, aslında sadece dersi değil, bu küçük mutluluk anlarını da kaçırdığını fark etti. Yavaş yavaş, akşamları Zaman Tohumu'nun parlamasını beklemeden, kendi kendine 'Şimdi yatma zamanı' demeye başladı. İlk başta zordu ama her erken yattığında, kum saatinin içindeki kumdan bir tanesinin altın renge dönüştüğünü gördü. Kaybettiği zamanı geri kazanıyordu! Bir sabah, alarm çalmadan gözlerini açtı. Güneş pencereden süzülüyor, kuşlar cıvıldıyordu. Hiç koşuşturmadan, sakin sakin hazırlandı ve okula yürüdü.

Okula zamanında, hatta erken vardığında neler olduğunu ilk kez gördü: Bahçedeki çiçeklerin üzerindeki çiy taneleri, güvenlik amcasının gülümsemesi, sınıfını açan öğretmeniyle sohbet etme fırsatı. O gün, kantindeki taze poğaçanın tadını çıkardı, arkadaşıyla kulübeyi kurdu ve basket atışını kaçırmadı. Zaman Tohumu artık sürekli altın renkte parlıyordu. Bir hafta sonu, Usta Kurgu'nun dükkanına gitti. Yaşlı adam gururla gülümsedi. 'Borcunu kapattın, hatta fazlası var. Artık bu, senin zamanını yönetme becerini hatırlatacak bir armağan.' dedi. Ömer, artık 'Geç kalan Ömer' değildi. 'Zamanını Bilen Ömer' olmuştu. Anladı ki, zamanı çalmak değil, onu iyi şeylerle doldurmak asıl sihirdi. Ve her erken yattığı gece, ertesi sabahı bir hediye paketi gibi heyecanla açıyordu.