
Uzun zaman önce, gökyüzünün en parlak köşesinde, Zaman Bahçesi adında sihirli bir yer vardı. Bu bahçede, her biri farklı bir zamanı temsil eden rengarenk çiçekler açardı. Bahçenin tam ortasında ise, yaşlı ve bilge bir saat olan Tik Tak Dede yaşardı. Tik Tak Dede'nin yüzünde her zaman sıcak bir gülümseme, içinde ise ritmik bir tik tak sesi vardı. Ancak Tik Tak Dede'nin bir sırrı vardı: her gece yıldızlar parlamaya başladığında, o ve diğer saatler, zamanın en eğlenceli oyunu olan saklambaç oynamak için bir araya gelirlerdi. Bu oyun sadece eğlence için değil, aynı zamanda zamanın düzenini korumak içindi. Çünkü her saklambaç turunda, saatler doğru yeri buldukça, zaman da doğru akardı.

Bir gece, Tik Tak Dede, bahçedeki tüm saatleri topladı ve oyunun kurallarını hatırlattı: 'Sevgili saatlerim,' dedi yumuşak bir sesle, 'bugünkü saklambaç oyunumuz biraz özel olacak. İçinizden biri, zamanın en gizli köşesine saklanacak ve onu bulmak için hep birlikte çalışmalıyız. Unutmayın, zaman bizi bekler, ama biz onu asla bekletmeyiz!' Saatler heyecanla başlarını salladılar. Aralarından genç ve hareketli bir cep saati olan Saniye, gönüllü oldu ve 'Ben saklanacağım!' diye bağırdı. Tik Tak Dede gözlerini kapattı ve yavaşça saymaya başladı: 'Bir zaman, iki zaman, üç zaman...' Saniye, hızla bahçenin derinliklerine doğru kayboldu. Diğer saatler ise, onu aramak için hazırlandılar.

Tik Tak Dede saymayı bitirdiğinde, saatler dört bir yana dağıldı. Dakika adında uzun boylu bir duvar saati, bahçenin kuzeyindeki 'Geçmiş Tepesi'ne tırmandı. Orada, eski zamanlardan kalma saat yapraklarının arasında Saniye'yi aradı ama bulamadı. Güneyde, 'Gelecek Nehri'nin kenarında, küçük bir kol saati olan Saat, suyun içindeki yansımalara baktı. Belki Saniye, zamanın akışında saklanmıştı? Ancak nehirde sadece parıldayan yıldızlar vardı. Doğuda ve batıda da arayan saatler, Saniye'yi bulamadılar. Zaman yavaş yavaş akmaya başladı, çünkü saklambaç oyunu tamamlanmamıştı. Tik Tak Dede endişelendi, ama pes etmedi.
Tam o sırada, bahçenin en küçük saati olan Tikki, bir fikir buldu. Tikki, Tik Tak Dede'ye koştu ve 'Dede, belki de Saniye, zamanın içinde değil, zamanın arasında bir yerde saklanıyordur!' dedi. Tik Tak Dede bunu duyunca gözleri parladı. 'Aferin Tikki!' diye sevindi. 'Zamanın arasındaki yer, yani 'Şimdi' anı! Hemen oraya bakmalıyız.' Tüm saatler, bahçenin tam ortasındaki büyük bir güneş saatinin etrafında toplandılar. Tik Tak Dede, sihirli bir melodi mırıldanarak, güneş saatinin gölgesini hareket ettirdi. Ve işte o an! Gölgenin tam altında, küçük Saniye, kıkırdayarak ortaya çıktı. 'Beni buldunuz!' diye sevinçle bağırdı. Saniye, 'Şimdi' anının tam kalbine saklanmıştı, çünkü orası en hızlı akan ama en az fark edilen yerdi.
Saniye'yi buldukları için, tüm saatler sevinçle dans etmeye başladılar. Zaman tekrar düzgün akmaya başladı, çünkü saklambaç oyunu tamamlanmıştı. Tik Tak Dede, hepsini kucakladı ve 'Bugünkü oyundan harika bir ders öğrendik,' dedi. 'Zaman bazen hızlı, bazen yavaş geçer, ama en değerli an, hep birlikte geçirdiğimiz 'şimdi'dir. Saklambaç oyunumuz da bize bunu hatırlattı: zamanı doğru kullanmak, onunla oynamak değil, onu paylaşmaktır.' Saatler, bu sözleri dinleyerek, gökyüzündeki yıldızlara bakıp teşekkür ettiler. O geceden sonra, her saklambaç oyununda, 'şimdi' anının önemini hatırladılar. Ve Zaman Bahçesi'nde, zaman hep neşeyle aktı. Siz de gece yatağınızda uyurken, belki uzaktan gelen tik tak seslerini duyarsanız, bilin ki o, saatlerin saklambaç oynadığı zamandır!